ROMANTİZME BAK
Hayvanat bahçesinde iki ahtapot kollarını birbirine sarmış,
dolaşıyorlardı.Erkek ahtopot eğildi, hafif sesle dişi ahtapotun kulağına
fısıldadı :
-Ne güzel bir gece, değil mi sevgilim?...Mehtap, yıldızlar, sen,
ben...Ve bu güzel gecede seninle ikimiz böyle kolkola kolkola kolkola
kolkola kolkola dolaşıyoruz.
İKİ VAKTE KADAR
Eski deyimle basur (yeni ve bilimsel söylenişiyle hemoroit) çekenler
bilir, çok ıstırap veren bir hastalıktır. Adamcağız da hemoroitten öyle
çekmiş ki...Derken biri Kahve telvesi sür deyince, bir yerlerden kahve
bulmuş.Bol bol koyup pişirmiş.Sonra da avuçladığı gibi sürmüş.Sürmüş
ama...Ağlaya sızlaya doktora koşmuş. Soyunmuş, eğilmiş.Doktor da
eğilmiş, bakarken...Hasta sormuş :
-Ne var doktorcuğum? Ne gördün?
-Vallahi iki vakte kadar bir yol görünüyor.Birde uzun boylu birinden
toplu para alacaksınız.Haaa Bir de mektup var.
BAKAN
Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti. Ne yapsa
makbule geçmiyor, basın hergün kendisiyle uğraşıyordu. Nihayet :
-Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun, diye düşündü ve ilan
etti :
-Pazar günü saat 10'da bakan denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.
Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada. Bakan
geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı. Karşı
kıyıya kadar da yürüdü geçti. Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.
Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu :
-Bakan yüzme bilmiyor!
ENAYİ DEĞİLİM
Arabasını park edip lokantaya giren adam, çıktığında arabasını akordeona
dönmüş bir halde bulur.Cam sileceğinin altında bir kağıt vardır.Kağıdı
açtığında, şu satırlarla karşılaşır :
-Ön vitesle geri vitesi şaşırıp arabanıza sert bir şekilde çarptım.
Arabanızda gördüğünüz gibi büyük hasar var. Olayı gören kimseler de şu
an, ben bu satırları yazarken çevremde toplanmış bulunuyorlar ve bu
kağıda adımı ve adresimi yazdığımı sanıyorlar.Ne halin varsa gör, o
kadar enayi değilim!
BABANIN KARNESİ
Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona
girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve
oğluna seslenir:
-"Getir bakayım şu karneyi!"
-"Al baba..."
Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler
zayıf.
-"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık,
ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik
aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek
parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!"
-"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum,
birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..."
ÇORAP
Ayakları çok fena kokardı. Bir gün bir arkadaşına birlikte tiyatroya gitmelerini
teklif etti.
-Hay hay, dedi arkadaşı.Ama eve git, ayaklarını yıka ve temiz bir çorap giy. Söz
mü?
Tiyatroya gittiler.Yerlerine oturdular.Aradan beş on dakika geçmeden etrafındakiler
mendillerini burunlarına götürmeye başladı.
-Hani söz vermiştin, dedi arkadaşı.
-Vallahi değiştirdim, dedi.
İnanmazsın diye kirlileri de cebime koydum.Nah!...
KIZAMIK
Bey, telefonu açıp seslendi :
-Alo...Doktor Bey, bizim oğlan kızamık.
-Biliyorum, dedi doktor, dün sizin eve girip gerekli şeyleri söyledim, kendisini
kimseyle temas ettirmeyin ve..
-Ama doktor bey, oğlan hizmetçiyi öpmüş bir kere...
-Ya bu fena işte...Öyleyse hizmetçiyi de karantinaya almalı.
-Doktor bey, bir şey daha var, sonra hizmetçiyi bende öptüm...
-O... İşler çatallaştı, hastalık herhalde size de bulaşmış olmalı.
-Ya..sonra ben karımı öptüm...
-Ne diyorsun be? Öyleyse ben de kızamık olacağım demek...
MİYAW
İki deli, akılhastahanesinden kaçmaya karar vermişler. Gece vakti hızlı bir şekilde
duvardan atlayarak boşluktaki tarlaya çıkmışlar. Tellerin arasından sürünerek
ilerlerken bir bekçi bunların hışırtısını duymuş. Hemen bağırmış: "Kim
var orada?" Delilerden biri hemen: "Miyaw, miyaww" diye seslenmiş.
Huşırtıyı kedinin çıkardığını zanneden bekçi tam geri dönecekken deliler yine
sürünmeye başlamışlar ve yine bir hışırtılar başlamış. Bekçi hemen dönmiş
ve bağırmış: "Kim var orada?" İyice sinirlenen deli: "Miyaw dedik ya
len" demiş
RESİM
Leyla, ağacın altına oturmuş resim yapıyordu.Babası kızın elindeki bomboş
kagığıdı görünce sordu :
-Leyla, ne resmi yapıyorsun bakayım?
-Çimenlikte bir keçi resmi.
-Çimenler nerede?
-Keçi hepsini yedi.
-Ya keçi?...
-Yiyecek birşey kalmayınca o da gitti.
İYİLİK MELEĞİ
Adamın işi varmış, Ankara'ya gidiyormuş, tam uçağa binerken kulağında bir ses :
-Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş.
İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış :
-Uçak düştü kurtulan olmadı!
Koşmuş Haydarpaşa'ya, bilet almış, tam trene binecek, aynı ses kulağında :
-Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş, bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve, sabah gazeteyi açınca
tüyleri ürpermiş :
-Tren Eskişehir'de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı...
Allahına şükretmiş, koşup otobüse bilet almış, tam binerken yine o ses :
-Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış, bağırmış :
-Sen kimsin yahu?
-Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış :
-Ulan evlenirken neredeydin! |